SARIABALI KOYU YORUK SİTESİ



SARIABALI KOYU YORUK SİTESİ

ANAMAS YAYLALARI 1998

ANAMAS YAYLALARI YIL 1998 BALLI GÜLSÜN TEYZEYE VE EŞİNE UZUN ÖMÜRLER GÜZEL TÜRKÜLERİNE VE YAKIMLARINA TEŞEKKÜRLER ...

11/8/2007 | Kategori: YORUKLER | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı

YÖRÜKLERDE YÜK ÇULU

YÖRÜKLERDE YÜK ÇULU

resimler.gif (89384 Byte)

motifler.gif (27996 Byte)

Not: Resimlerin isimleri resmi açıklamaktadırlar.

(Kaynak: Kültür ve Sanat Dergisi, Kültür Bakanlığı, Haziran 76; Ersu Pekin)

1071 de Alparslan Anadolu kapılarını Türklere açtığında, Türklere has olanların yanısıra İslâmî özellikleri de birlikte getirmişti. İlk Anadolu Selçuklu eserlerinde bunları görmek mümkündür. Burada Türklere has özellikler derken, Türklerin Orta Asya'da yüzyıllardır geçirdiği deneyler ve diğer kavim ve milletlerle (özellikle Çin'le) olan ilişkileri ve alışverişleri sonucu ortaya çıkan sentezden söz etmekteyim. Bu arada unutulmaması gereken bir nokta da İran Selçuklularının yapmış olduğu çok önemli sentezdir. Selcuklular Anadolu'ya geldiklerinde bu sentezi de getiriyorlardı.

Anadolu'da karşılaştıkları ise o ana kadar bilmedikleri, bambaşka bir ortamdı. Selçukluların Anadolu daki bu kültürierle güçlü bir işbirliği yaptığını söylemek oldukça güçtür. Ancak sezgi yoluyla kurulan ilişkiler sayesindedir ki, daha sonra XIII. yüzyılda Moğol istilası sonucu Anadolu'ya ikinci bir göçü oluşturan topluluklar burada kendilerine benzeyen kültürler bulmuşlardır. Bu ikinci göçte sanatçılar ve bilim adamları da göze çarpmaktaydı.

Anadolu'da Türk kimliği taşıyan ve yeni olan kültür ortamını yaratmak, gençliğinde Bizansla sıkı ilişkiler içindeki bir uç beyliği olan Osmanlı İmparatorluğu'na nasib olmuştur. Osmanlı'nın yaptığı, kendi getirdikleriyle Anadolu'da varolanı en iyi bir biçimde kaynaştırması ve en iyi sentezi oluşturmasıdır. Kimliğini yitirmediği, aksine her türlü kaynaştırmayı bu kimlik üzerine oturtmayı bildiği içindir ki, bünyesindeki bütün etnik toplulukların bu kültürün oluşmasındaki payı "Türk" çerçevesinin dışına çıkamamıştır.

Osmanlı nın başarısı, bu işi yalnız kültür alanında değil politik alanda da uygulanmasında olsa gerektir.

Osmanlı İmparatorlugu nun sınırlarını hatırlarsak, bu kûltürün nerelere kadar uzandığını, bu konularda çalışanların araştırmalarını coğrafi sınır olarak nerelere kadar genişletebileceğini açıkca görürüz.

Gerçi Türklerin tarihi ve coğrafi sınırları birbirine uymaz. Örneğin Orta Avrupa da Türkler daha önceleri de bulunmuşlar ve izlerini bırakmışlardır. Ama Osmanlı İmparatorluğu bütün bunları yeniden gözden geçimiş ve herşeyi onların üzerine kurmuştur. 

Çağımız Türk sanatçısı bugün iki sorun ile karşı karşıyadır. Birincisi kendi sanatlarımız ile olan bağı kopartmamağa çalışmak, ikincisi ise dünya ile olan ilişkilerini daima taze tutmağa çabalamaktır.

Bugün kendi sanatlarımız olarak yaşayan tek dal halk sanatlarıdır diyebiliriz. Geleneksel halk sanatları arasında en yaygın ve zengini ise dokumacılıktır. Gerçi bugün halk sanatlarında eskisi gibi bir yaratıcılıktan söz etmek belki güçtür. Ama hiç değilse eskiyle bağlar tamamen kopmamıştır. Sanat tarihi yazıcılığı açısından da halk sanatlarımızla gerekli iliskivi kurmak tutulabilecek yolların en iyilerinden biri gibi gözükmektedir.

Yörükler, yayladan kışlağa, kışlaktan yaylaya gidip - gelen, konup - göçen topluluklardır. Hayvancılıkla geçindiklerinden, hayvanlarının ihtiyacı olan taze otlak ve uygun iklim koşullarını sağlayabilmeleri için bu tür yaşayışı sürdürmektedirler. Ne var ki 20. yüzyılda artık bu yolla geçerli bir biçimde hayvancılık yapmanın, bu hayvanlardan alınan ürünün en iyi şekilde değerlendirmenin mümkün olmadığı anlaşılmış, hiç değilse yörüklerce de sezilmistir. 

Geleneksel yaşama biçimleri ekonomik şartların toplumsal şartları da etkileyerek değişmesiyle geçerliliklerini yitirmişlerdir. Kendi ürettiğini tüketen kapalı ekonomi sistemi, bir sanayi toplumu olmağa çalışan yurdumuzda da yok olmuştur. Şimdi insanlar, geçimlerini sağlayacak parayı kazanmak zorundadırlar. Bunun için türlü yollar aranmaktadır.

Teknik imkânlardan yararlanmak en tabii hakkımızdır. Hatta bu imkânları devamlı olarak arttırmak için çaba göstermeliyiz.

Bu şartlarda yörüklerin eski yöntemleriyle hayvancılık yapmaları imkânsız gibi görünüyor. Bu cümleden yörüklerin hayvancılığı terk etmeleri anlamı kesinlikle çıkamaz. Hayvancılığı daha uygun daha geçerli yöntemlerle yapmaları, elde ettikleri ürünü en son yöntemlerle işlemeleri, paıarlamaları pek âlâ denenebilecek, kanımca devletçe destektendiği zaman da başarıtı otabitecek bir yoldur.

Ama bu, yörüklerin konargöçer hayata devam etmeleri demek değildir. Otomobillerin, uçakların vızır vızır işlediği bir dünyada deve kervanlarından oluşan göçler görmek olacak iş değildir. Bu, olsa olsa çalışmalarına ışık tuttuğu, kolaylık sağladığı için etnoğrafları ve folklorcuları sevindirecek bir olaydır.

Daha doğrusu gerek yörükler ve gerekse biz istesek de istemesek de, ekonomik

3/7/2007 | Kategori: YORUKLER | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı